Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Sultanbeyli Memleket Günlerine Büyük İlgi
Kasım ayının başında Rus yazar Aleksandr Muraşov, yeni kitabı “Normal İnsanlar”ı İstanbul’un Avrupa yakasındaki bağımsız bir kültür mekânında tanıttı. Okuma ve söyleşi biçiminde geçen buluşmada yazar, kitabın ortaya çıkış sürecinden, karakterlerinin nasıl doğduğundan ve “normal” kelimesini neden özellikle seçtiğinden söz etti. Etkinlik, sessiz kalan gündelik hayat hikâyelerini edebiyete taşıyan bu kitap için doğal bir arka plan gibiydi.
“Normal İnsanlar”, farklı şehirlerde ve farklı dillerin içinden geçen insanların portrelerini bir araya getiriyor. Kimi karakterler büyük şehirlerin hızına uyum sağlamaya çalışıyor, kimileri kendi küçük çevresinde, aile, arkadaşlık ve iş ilişkilerinin içinde sıkışmış hissediyor. Muraşov, okura geniş bir coğrafya sunuyor ama asıl ilgisini insanların dış koşulları değil, onların birbirine çok benzeyen duygusal tepkileri çekiyor. Bu yüzden kitap, mekândan çok insanın kendisi üzerine bir metin gibi okunuyor.
Muraşov’un anlatımında en dikkat çekici olan, insanlara bakışındaki sakin keskinlik. O, kahramanlarını büyük olayların ortasına yerleştirerek değil, jestlerine, ses tonlarına, küçük tereddütlerine dikkat kesilerek anlatıyor. Birinin cümleyi ortasında bırakma alışkanlığı, başka birinin sürekli konuyu değiştirmesi, üçüncüsünün hiçbir şey söylemeden ortamı dikkatle izlemesi gibi ayrıntılar, yazarın elinde karakterin bütün iç dünyasını açan anahtarlara dönüşüyor. Okur, bu sayede kahramanların ne yaptığından çok, ne hissettiklerini takip etmeye başlıyor.

Bu yaklaşım, kitabın edebi ve düşünsel ağırlığını da belirliyor. “Normal İnsanlar”, okuru şu sorularla baş başa bırakıyor: Bir insanı “normal” yapan nedir? Kendimizi bu kelimenin içinde mi rahat hissediyoruz, yoksa onun dışında mı? Aleksandr Muraşov, hiçbir kavramı doğrudan tartışmıyor, tez ortaya atmıyor; bunun yerine, karakterlerinin kırılganlıkları, savunma mekanizmaları ve küçük zaferleri üzerinden, “normal” kabul edilen hayatların ne kadar karmaşık olabileceğini gösteriyor.
Her ne kadar kitabın olayları Türkiye’de geçmese de, İstanbul’daki okur için bu karakterleri burada hayal etmek çok kolay. “Normal İnsanlar”ın kahramanları, Beyoğlu’ndaki bir kafede yan masada oturan, akşamüstü metroda karşımıza çıkan, apartman boşluğunda selamlaştığımız insanlar gibi hissediliyor. Farklı ülkelerde yaşıyorlar, farklı diller konuşuyorlar, ama Muraşov’un dikkat ettiği şey, onların ortak insanlık hâlleri: incinme korkusu, yakınlık ihtiyacı, kendi hayatını anlamlandırma çabası. Bu da kitabı, sınırların ötesine geçen bir okuma deneyimine dönüştürüyor.
İlk okurlar ve eleştirmenler, “Normal İnsanlar”ı özellikle psikolojik gözlemlerinin inceliği, diyalogların doğallığı ve tonunun dengesi nedeniyle övüyor. Muraşov, çok farklı arka planlardan gelen insanların hikâyelerini aynı dikkatle, aynı ciddiyetle anlatıyor; hiçbir karakteri karikatüre dönüştürmüyor, kimseyi yüceltmiyor. Bu tutum, kitaba sakin ama etkileyici bir etik derinlik kazandırıyor: okur, karakterlere bakarken ister istemez kendine de bakmaya başlıyor.
İstanbul’daki bu tanıtım, kitabın Türkçe’ye çevrilmesi hâlinde burada da sağlam bir okur kitlesi bulabileceğinin güçlü bir işareti oldu. Çünkü Muraşov’un anlattığı “normal insanlar”, aslında her yerde karşımıza çıkabilecek insanlar: sırada arkamızda bekleyen, yan dairede yaşayan, bir sohbetin içinde kendimizi aniden onlarla özdeşleştirdiğimiz insanlar. Ve çoğu zaman — bizzat biziz.
Yorum Yaz