Aleksandr Muraşov’un “Normal İnsanlar”ı: Sıradan hayatların olağanüstü ayrıntıları

Sıradaki içerik:

Aleksandr Muraşov’un “Normal İnsanlar”ı: Sıradan hayatların olağanüstü ayrıntıları

e
sv

Dünya Dural’ın Dünyası Yaşar Kemal’de

67 okunma — 18 Kasım 2025 17:04

Dünya Dural’ın “Kara Çalınmış Resimler” sergisi 15 Kasım’da Maltepe Yaşar Kemal Kültür Merkezinde açıldı. Sanatseverlerin merakla izlediği bu sergi büyük beğeni topladı. Dilşad Karakuş’un küratörlüğünde açılan sergi 30 kasıma kadar ziyaretçilerine açık olacak.

“Kara Çalınmış Resimler”  sergisinin kavramsal arka planını ve yaratım sürecini daha yakından anlamak için sanatçı Dünya Dural ve küratör Dilşad Karakuş ile bir araya geldik. Hem üretim pratiğini hem de serginin taşıdığı anlamı kendilerinden dinledik.


Sanatçı Dünya Dural ile “Kara Çalınmış Resimler” Üzerine

“Kara Çalınmış Resimler” adlı yeni serginiz önceki kişisel sergilerinizden ayıran sizin için en önemli unsur nedir?

Kara Çalınmış Resimler benim için sadece bir “kara çalma”, bir suçlama gibi değil; sesteşliği de kullanarak izleyiciyle yeni bir iletişim kurmak. Bundan önce açtığım sergilerde de izleyicilerin “Bu resim ne anlatmaktadır?” sorusu, aslında onlara vermek istediğim “Ben ne anlıyorum?” yani resimle ilişki kurmak için yeni bir yol açmak isteğimi gösteriyordu. Kara Çalınmış Resimler de benim için tam olarak bunu ifade ediyor.

Çalışmalarınızda özellikle yıkım ve kayıp duygusunun toplumsal bellekte bıraktığı izleri ele alıyorsunuz. Peki bu temayı sanatınızla görünür kılmayı neden önemsiyorsunuz?

İçinde yaşadığımız coğrafyada pek çok yıkım yaşıyoruz. Bu kayıplarla, yıkımla yüzleşmek zorundayız ve sonra işimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bunu yok saymak benim için pek mümkün değil. Pek çok insan da bunlara işaret ediyor, ama benim de bu alanda söz söyleme ihtiyacı duyuyorum. Bunun dışında, bu çevrenin ve mekanın dönüşümünü önemsiyorum. Her yıkım aslında olumsuzluk değil; başlı başına yeni olasılıkları da beraberinde getiriyor. Başa çıkmamız, yüzleşmemiz gereken konular olduğu için işlerimde yer veriyorum.

Eserlerinizdeki “Kara Çalma” pratiği teknik ve düşünsel olarak ortaya nasıl çıktı? Bu müdahale sizin için protesto mu, bir koruma eylemi mi, yoksa bir ifade biçimi mi?

Kara Çalan Resimlerin aslında fikri, birkaç yıl önce iklim protestolarını takip ederken oluştu. Müzelerdeki eserlerin iklim aktivistleri tarafından boyalarla ya da çeşitli malzemelerle yüzlerinin örtülmesinden aslında ilhamını aldı bu sergi. Çünkü orada, “Sanat eserinin dokunulmazlığı nereden kaynaklanmaktadır?” sorusu aklıma geldi. Bana erişebilir olmalı mı, yoksa çok mesafe mi olmalı? Arada kurşun geçirmez camlar mı olmalı? Sanat eseriyle bunları sorgularken aslında Kara Çalan Resimler sergisi ortaya çıktı; yani benim için bir ifade biçimi.

Küratör Dilşad Karakuş ile “Kara Çalınmış Resimler” Üzerine

Sergide hafıza, unutma ve hatırlamanın sürekli dönüşen yapısı ortaya çıkıyor. Bu temaların birlikte çalışmasını nasıl sağladınız?

Genelde hafıza hatırlamayla ilişkilendirilir; unutmak ise sanki onun zıttıymış gibi ele alınır. Oysa unutmak da hafızanın bir parçasıdır. Davranışlarımızı gerçekleştirirken tüm aşamaları hatırlamayız; eylemlerimiz geçmişte kurduğumuz beklentilere dayanır. An ise her türlü olasılığa açıktır; beklenmedik şeyler olabilir. Yine de o anda verdiğimiz tepkiler geçmişin izlerini taşır ve yeni potansiyellere alan açar. Bu nedenle hatırlama ve unutma birbirinin karşıtı değil, birlikte işleyen süreçlerdir.

Bulutlara baktığımızda onlara anlam yüklememiz gibi, anda oluştuğunu sandığımız birçok şey aslında hafızada çok daha önce kurulmuştur. Sanatçının üretiminde de unutma ve hatırlama süreçleri, malzemeyle olan ilişkide sürekli bir mücadele hâlindedir; malzeme unutur, hatırlar, yok eder. İzleyici de bu çok katmanlı sürece tanıklık eder.

Sanatta tuval ve yağlı boyanın daha “değerli” sayılması, aslında iş ile kurduğumuz mesafenin, dokunma korkusunun ve “kara çalma” algısının bir sonucudur. Oysa yıkım ve yok etme, yeni bir başlangıcın adımıdır ve var olma mücadelesinin doğal bir parçasıdır.

Dünya Dural’ın üretim pratiğindeki “izler”, “katmanlar” ve “bozup yeniden kurma” süreçlerini küratöryel olarak sizi nasıl etkiledi?

Aslında şu açıdan: Hafıza ve toplumsal bellek üzerine çalışan biriyim ve bunların bireydeki yansımalarını incelerim. Çalıştığım şeyleri aktif olarak üreten bir yerde görmek beni çok heyecanlandırdı. Dünya Bey’in oluşturduğu süreç, aslında tamamen ânı ifade ediyor; geçmişi büyük ölçüde barındırsa da eylemlerini ortaya koyarken geleceğin bütün potansiyellerine açılıyor.

Formsuzluk ve katmanlar bizi neden heyecanlandırıyor? Düz, verniklenmiş bir işte ışık tamamen kontrol altındadır; bizimkilerde de vernik var ama yine de hafızanın bir kontrolü sürer. Dünya Bey’in eserlerinde ise çıkıntılar, dokular, alttaki izler görünür. Çünkü o ânı kutsamıyor; bu katmanlı yapıdaki kontrol edilemeyen süreçler yoruma açıklık sağlıyor. Formsuzluk, özellikle soyut resimlerde, bu yüzden sizi tartışma alanına çeker. Ortaya bir şey koyduktan sonra meseleyi tartışabilmeniz için büyük bir fırsat sunar.

Buradaki unutma ve hatırlama da bu katmanların izlerinin bir araya gelmesi, birbirini içermesi ve dışlaması üzerinden gerçekleşiyor. Bu da bizi heyecanlandırıyor.

Eserlerinizin altında sözler koyduğunuzu fark ettim. Neden sözler eklemeyi tercih ettiniz?

Eserlerin altında sözler kullanmamın nedeni aslında eserleri bir hikâyeyle ‘giydirmek’ değil. “Kara Çalınmış Resimler” sergisinde hiçbir iş, sonradan eklenmiş bir anlatıya sahip değil. Çünkü biz burada unutma, ötekileştirme ve bellek üzerine düşünüyoruz. Günümüzde neredeyse bütün sergiler ‘hafıza, iz, hatırlamak’ gibi temalara yoğunlaşıyor ve hepimiz aynı sorularla uğraşıyoruz: Neyi hatırlamaya çalışıyoruz? Neyi unutmaktan korkuyoruz?

Benim için bu sözler, izleyiciye tek bir anlam dayatmayan; aksine farklı referanslara ve çağrışımlara izin veren küçük işaretler. Bir çerçeve oluşturuyorlar ama o çerçeve kapalı değil. İsterseniz o sözü tamamen reddedebilirsiniz. Eserle kurulan bağ, doğrudan değil; düşünerek, kendi içinizde tartarak oluşuyor.

Üretim sürecinde de tek yönlü bir ilişki yoktu; sanatçı ve küratör olarak sürekli konuşarak, notlar biriktirerek çok katmanlı bir yapı kurduk. Hafızanın anda açılan potansiyellerini görünür kılmak istedik. Bu yüzden sözler, eseri açıklayan cümleler değil; eserin çağrışım alanını genişleten tamamlayıcı unsurlar.

Eserlerin altına veya yanına koyulan sözler.

Bu güzel sergi ve röportaj için sanatçı Dünya Dural ve küratör Dilşad Karakuş’a çok teşekkür ederim.

istanbul sanat dergisi
  • Site İçi Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.